28 Mayıs 2012 Pazartesi

Hizmet Odaklı Turizm Anlayışı

Yaz mevsimine girmemizle birlikte tatil sezonu da açılmış bulunmaktadır. Her yaz olduğu gibi herkes kendi beklentileri ve imkanları doğrultusunda bir tatil tercih etmektedir. Tatil kişinin üzerindeki tüm yorgunluğu alarak adeta resetlenmesini sağlar. Tatilde bir de yanımızda sevdiklerimiz varsa, bu keyif iki katı artar. Önceden tatil deyince memleketlerimize ziyaret, ya da akrabalarımıza ziyaret akla gelirdi. Köyümüze gidilerek yapılan tatilin yerini başka bir tatil tutmasa da zamanımızda istekler ve beklentiler değişkenlik göstermeye başladı. Beş yıldızlı otellerin ve tatil köylerinin çokluğu, tam pansiyon olması ve yapılan animasyon gösterileri ile zamanınızı tamamen doldurmaları ile bu tatiller cazip hale gelir oldu.

Deniz kenarında bir otelde konaklama ile yapılan tatil, kişinin beklentisini bazen karşılarken bazen de karşılamamaktadır. Sadece tek bir yere bağımlı kalmak, tüm tatil günlerini orada geçirmek çokta renkli bir tatil anlayışı içinde değildir. Ama sadece dinlenmek ise maksat böyle bir tatil kişinin tercihi de olabilir. Her aile kendisine göre tatil mekanı seçmektedir. Muhafazakar aileler kendi yaşam tercihlerine göre otelleri ve tatil köylerini seçmektedirler. Seçim hakkı kısıtlı olunca bu hizmeti veren tatil yerlerindeki fiyatlar öteki tatil yerlerine göre iki kat daha fazla olmaktadır. Bu anlayışta olan kişilerin başka tatil seçenekleri olmamasından dolayı, bu tatil yerleri bunu kullanarak olabildiğince fazla para koparmanın derdine düşmüşlerdir. Bir de bu yerler islami inancı benimsemiş insanların kurduğu ve bu anlayışa daha yatkın kesimlerdir. Normal bir geçimi olan bir ailenin bu yerlerde tatil yapma durumu neredeyse imkansızdır. Hatta bazı yerlerde kişi başı bir gece konaklama, neredeyse bir ev kirası kadar bile artmaktadır. Hal böyle olunca tatil mi yapılıyor yoksa insanlar mı sömürülüyor belli değildir. Oysa diğer tatil yerleri ile kıyaslayınca bu yerlerin fiyatlarının çok yüksek olduğu da bariz ortadadır.

Tatil anlayışımızda tercihlerimiz gerçekten önemlidir. Bir avuç dolusu parayı bir tatil köyüne verene kadar, köyümüzde yeşilliğin içinde yapılacak bir tatil de belki kişiye iyi gelebilir. Ama gidecek bir köyü bile olmayanlar için otel sahiplerinin daha vicdanlı ve makul fiyatlı imkanları kişilere sunması gerekir. Turizmde amaç hizmet amaçlı olmadıktan sonra, sadece para kazanmaya ve insanları sömürmeye yönelik oldukça, turizmde patlama yerine bir batış söz konusu olabilecektir. Çünkü amaç sadece para kazanmak olmamalıdır. Hizmet odaklı her iş kendi kendisinin referansı durumundadır. Yıllarca insanları yüksek fiyatlarla sömüren, turizmi asıl ekseninde düşünmeyip, insanları tek bir alternatife mahkum eden anlayış, mutlaka kaçınılmaz çöküş yaşayacaktır. Pahalı oteller eminim ki alternatifleri çıktıkça iş yapamayarak kapılarına kilit vuracaklardır. İnsanlar zihniyet değişimiyle, turizmde de bilinçlendikçe, kapitalist, sömürü düzenin yerine, daha onurlu ve bütçesi makul, hizmet odaklı yeni turizm anlayışlarına kapılarını açacaktır.

Asahhara

24 Mayıs 2012 Perşembe

Hayat Bulunduğumuz Andır

Başımıza ne zaman ne geleceğini asla bilemeyiz. Bir gün olur mutlu bir haberle havalara uçar, bir gün olur başımıza gelen acı bir olayla hayatımız alt üst olabilir. Hayat, içinde hem mutluluğu, hem hüznü, hem acıyı da barındırmaktadır. Bizler de her dem bunlarla karşılaşabilir sınav olabiliriz. Geçen hafta bizim de başımızdan zorlu bir olay geçti. Kardeşim merdivenlerden düşüp ayak bileğini kırdı. Sonrasında gece gündüz bir hafta süren bir hastane maratonu başladı. Kardeşimin başında refakatçi olarak, genellikle ben kaldım. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası, evrak koşturmacası derken, bir hayli zor günler geçirdik. Şükürler olsun hastamız evimize geldi ve iyileşme sürecini artık evinde yatarak geçiriyor.

Hastanede geçen günlerim boyunca birçok durumu, tekrar tekrar düşünme vaktim oldu. Gördüğüm bütün olaylar, hastaların durumu, şehir dışından gelen kişilerin koşturmacaları ve bütün bu hastane manzaraları, silkinerek kendime gelmemi sağladı. Meğer normal süre giden hayatım ne kadar güzel, sağlıklı ve huzur içindeymiş. Oysa ben sık sık bu hayattan şikayet eder dururdum. Memnuniyetsizliğim bazen had safhaya çıkar ve sağlığımın bana büyük bir nimet olduğunu aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ama anladım ki en büyük hazinelerin başında sağlık geliyormuş. Hastanede birçok hastayı gördüm. Onlarla zaman zaman sohbet ettim, dertlerini dinledim. Bu hastaların yakınları ile de dertleşerek durumlarını anlamaya ve onlara moral vermeye çalıştım. Herkesi dinledikçe sanki, "Meğer ne büyük dertler, acılar varmış" diyerek kardeşimin bir ayak bileği kırığının geçici ve basit bir sağlık sorunu olduğunu gördüm. Şehir dışından gelen kişiler çok fazlaydı. Yatağımızın yan tarafında yatan bir Urfalı anne ve kızı vardı. Kız 15 yaşında iken omurilik eğriliği tanısı ile tüm omuriliğinin düzelmesi için platin takılmış ve 10 saat süren zorlu bir ameliyat geçirmişti. Şimdi ise gelişme çağında olduğu için takılan o platinlerin çıkarılması için yeniden ameliyat masasına yatması gerekiyordu. Annenin okuma yazması bile yoktu. Kızının zorlu bir ameliyat geçirerek sağlığına kavuşma adına, acı dolu günlerde ağrılarının geçmesi için mücadele verdi. Yine genç bir başka hastanın kalçadan alt tarafı hiç tutmuyordu. Sürekli yatağa bağlı bir hayatla kalan ömrünü geçirecekti. Genç yaşta beyin kanaması geçiren bir gencin ailesi ise yoğun bakım odasında acı bir haberin gelmemesi için gözyaşları içinde dualar ediyorlardı. Bütün bunlara şahit olurken, daha beterlerini de düşünerek, sağlığımız için Allah'a ne kadar şükretsek az olduğunu düşündüm.. Kendimi bir iç muhasebe içinde buldum. Bir hastanın orada bir ziyaretçisinin gelmesi ile tüm ağrı ve sızılarını unuttuğunu gördüm. Güzel bir sözle moral verdiğiniz bir hastanın gününü neşeli geçirdiğini gördüm. Yardıma muhtaç birçok hasta ve hasta yakını olduğunu da gördüm. Tüm bunlara şahit olurken, namaz kılmak için gittiğim mescidin morgun yanında olması ise düşündürücüydü. Biz namaza gittikçe gelen cenazeleri görüp onlar ve aileleri için üzüldüm ve dua ettim.

Düşündüm ki, sağlık çok önemliydi. Bizler günlük normal hayatımızda ne kadar şükrediyoruz acaba. Duayı ve şükrü sadece başımıza acı bir olay geldiğinde mi hatırlayacağız. Genellikle iyinin ve güzelin kıymetini bir acı olayla daha iyi idrak ediyoruz. Güzel ve huzurlu geçen günlerin değerinin şükrünü unutabiliyoruz. Hayatımızdan sürekli şikayet etmek yerine, bizden de daha zor durumda olan insanların halini düşünmeliyiz. Kendi halimizin ve hayatımızın değerini daha iyi görmeliyiz!. İyi günlerde de başımıza musibetlerin gelmemesi için Allah'a şükür ve dualarımızı eksik etmemeliyiz. Bu on günlük hastane manzaraları içinde şükür ve duanın her nefeste gerekli olduğunu daha iyi anladım. Çünkü hayat; nefes alış, nefes veriştir.. Nefes alarak yeniden doğarız.. Nefes verirken yeniden ölürüz. O halde bulunduğumuz anın değerini çok iyi bilelim ki; çünkü hayat bulunduğumuz andır.

Asahhara


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Ben Bir Anneyim..


Ben bir anneyim.. İnsanlık âleminin ilk kadını, insanlık âleminin ilk annesi, Habil ile Kabil'in annesi gibi bir anneyim. Hem bulunduğum konumla sevinir, hem evlat acısıyla üzülürüm.. Ben bir Havva, ben Cennet’ten mahrum edilmiş bir mahzüneyim.  

Ben bir anneyim.. Babasız bir çocuğun annesi gibi bir anneyim. Bin bir iftiraya, bin bir eziyete, bin bir cefaya boyun eğmeyen, her türlü kötülüğe karşı dimdik ayakta duran, iffet timsali bir Meryem, bir o kadar masumane kadın gibi bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. Bütün ümmetin annesi, ilk Mümine ve ilk Müslime olan Hatice gibiyim ben. Cehalet devrinden kurtulup, saadet devriyle müşerref olan soylu bir kadın gibiyim ben. Cennetle ilk müjdelenen ilk Müslüman kadar sahabeden, O inancın en yüce duygularını taşıyan, o devrin aşkını, coşkusunu ve heyecanını yaşayan bir kadın gibi duygulu bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. İki kuzusunu kaybetmiş gibi, bir matemimle, yedi kat semavatın ağlaştığı Fatıma gibi yüreği yanan bir anne gibiyim ben. Gözyaşı pınarım kurusa da ben bir anneyim.. Yüreğinin sızısını asırlar boyunca, kıyamete sürecek kadar derinden hisseden, bütün insanlığın matemine sebep olacak kadar da, evlat acısının ne demek olduğunu bilen, bilenen ve bilinçlenecek kadar duygu ve düşünce değerleri olan bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. Dumlupınar’da mermi taşıyan Anadolu kadını bir Zeynep, Çanakkale'de yara saran hemşire bir Ayşe gibiyim. Eşkıyaya ve vatan hainlerine karşı evladını şehit veren, şehit anası gibi bir anneyim ben. Tarlada çalışan bir amele, fabrikada çalışan bir overlokçu kadın gibi umutla nefes alan, umutla nefes veren bir anne gibiyim.

Ben bir anneyim.. Bosna'dan Çeçenistan’a, Afganistan'dan Filipin’lere, Irak’tan Filistin’e, Libya'dan benzeri tüm İslam coğrafyasında din, iman, ar, namus, vatan ve bağımsızlık için savaşan yiğitlerin annesi kadar hüzünlü ve metanetli bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. Vietnam’da, atom bombaları arasında, ölü bebeğine göğsüne yaslayarak dirilmesi için emzirmeye çalışan, çaresiz bir annenin duygularını taşıyacak kadar duyarlı bir anneyim ben. Onun için bir bebeğinin ölümü demek, bin insanlığın ölümüne eş değer. Bir kinin ve nefretin taşıdığı yüreği taşıyan bir anne kadar, öfke ve hiddet duyan bir anneyim ben.. İnsanlık ayıbının hesaba çekileceği günü bekleyen, gözyaşlarını bir bomba gibi içinde sakladığı, bir ibretlik vesikası gibi insanlık karşısında bütün gücüyle ayakta durabilen bir anne gibi anneyim ben..

Ben bir anneyim.. Yakıcı çöllerde çocuklarının karnını doyuramayan, çocuklarını oyalamak için de ateş yakarak ocakta çakıl taşları kaynatan bir anneyim ben. Somali'de, açlık kamplarında bebeğini şefkatiyle doyuran anneler gibi bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. Metropollerde küçücük, yalınayaklı ve annesinin eteğinden tutunarak yürüyen sümüklü çocuğuyla, çöp toplayan bir kadın kadar kaderini kederiyle karıştıran, bir anne gibi anneyim ben. Bacağı kopmuş bir plastik bebek, giyilmiş ve bırakılmış bir çocuk gömleği, ısırılmış yarım bırakılmış bir çikolatayı sümüklü çocuğuna gülümseyerek uzatan, kendisi için de sırları dökülmüş kırık, sedef bir güzellik aynasını eline alan, yüzüne tutan, gülümseyerek ve hüzünle hayallere dalan bir anne kadar yürekli bir anneyim ben.

Ben bir anneyim.. Bilinen ve bilinmeyen bütün anneler gibi duygulu ve duyarlı bir anneyim. Anneliğin kutsiyetini üzerinde taşıyan, bu lütuf için Allah'a şükreden, zikreden ve dua eden bir anneyim.

Ben bir anneyim.. Biricik kızım Zülâl’imin biricik annesiyim. Onu seven, onu şefkate boğan, onu koruyan bir anneyim. Onu okutan, onun iyi bir insan, hayırlı bir insan olarak yetişerek insanlara hayrı dokunan bir evlat olmasını şiddetle isteyen bir anneyim. Onun ve bütün çocukların annesi olacak kadar büyük bir yürek taşıyan, gönül zengini, gönüldaş bir anneyim ben.. Ben bir anneyim.. Biricik kızım Zülâl’in biricik annesiyim...

Asahhara - Profösör


11 Mayıs 2012 Cuma

Yazı yazmak.. Para kazanmak.. Kültür edinmek..

Hayatımızda yazı yazmak ve okumak birbirini tamamlayan iki büyük, önemli eylemdir. İnsanlık tarihi yazının icadıyla başlar derler. Tarih kuşkusuz yazının icadıyla başlamaz. Kulaktan kulağa ve nesilden nesile geçen söylentiler de bir nevi tarihtir. Tarih kulaktan kulağa fısıltıyla gelen yaşanmış bilgiler olsa da, yazının icadıyla değişik mecralarda bize aktarılsa da tarih bir tevatürdür. Günümüzde, yazı, söz, resim ve hareketli filmler de tarihe bırakılan birer imza ve birer dökümandır. İleriki nesiller bununla geleceklerini tasarlarlar.

Yazı yazmayı severiz. Özellikle ileriki yaşlarda olanlarımızın, bir kalemle yazdığı bir mektup, bir şiir, bir anının değerine paha biçilemez. Bu, bir cepheden yazılmış asker mektubudur. Bu, bir ucu yakılmış aşk mektubudur. Bu, derin duyguların mısralara döküldüğü bir şiirdir. Bir öyküdür. Bir romandır. Onun için yazı yazmayı severiz. Günümüzde bilgisayarın insanlık hizmetine girdiğinden itibaren, özellikle sosyal medyanın göz önünde bulunmasıyla, blogların varlığıyla yazı yazmak paylaşmak insan için başlı başına bir terapidir.

Son zamanlarda internette yazı yazarak küçük de olsa para kazanma imkanları doğmuştur. Para kazanırken de yazdığınız konu hakkında küçük bir araştırma yaparken de kültürümüzü genişletmiş olabiliyoruz. Hem yazı yazıyoruz, hem de parayla ödüllendiriliyoruz. Konuyla ilgili kültür edinmemiz de cabası. Bu açıdan böyle bir aktiviteyi sayfamda duyurarak okuyucularımla paylaşmak istedim. Umarım ilginizi çekmiştir.

Global Leads Grup şirketine bağlı olan web sitelerinde makale yazarak para kazanabilirsiniz. Hepimiz internetten yazı yaz para kazan maillerini, ya da tanıtımlarını duymuşuzdur. Nedense bir ön yargı ile bakarak böyle bir işe girişmeyiz. Benim de Yazan Kazanır sitesinden gelen bir maille bu durumdan haberim oldu. Önce önyargılı baktığımdan çokta gönüllü değildim. İçimden bir ses denemekten ne çıkar dedi ve Yazan Kazanır sitesine üye oldum. Sonra sitenin kendi belirlediği konularda makale yazmaya başladım. Yazdığım makaleler karşısında da banka hesabımda emeğimin karşılığını görünce çok mutlu oldum. Bu siteye karşı güvenim tamamen sağlamlaştı. Bir aya yakındır bu sitede yazarlık yapıyorum. Ufakta olsa paralar kazanıyorum. Ne kadar çok yazarsanız o kadar para kazanabiliyorsunuz. O da sizin becerinize kalmış bir durum. Yazan Kazanır sitesine yazdığımız yazılar İndirimlr sitesi başta olmak üzere birçok yerde yayınlanıyor. Bu site için yazdığınız yazı onlara ait olup başka yerde yayınlayamıyorsunuz. Siz de yazarak para kazanmak isterseniz güvenle bu sitede makaleler yazabilirsiniz.

Asahhara

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir Vicdan Muhasebesi

Kalbimizin, aklımızın en derin köşelerinde, birçok yaşadığımız olayların anıları vardır. Zaman zaman düşünür, doğru ve yanlış neydi diye, kendi kendimizi sorgularız. Hayatımız boyunca birçok olayla karşı karşıya kalmışızdır. Yapılması gereken ve doğru olan davranışların icraatını göstererek, yaşanan olaylarda adaletli davranırız. Hayatımızın ileriki dönemlerinde huzursuzluk yaşamamak, vicdan muhasebesi yaptığımızda kazançlı çıkmak, şerefimizle anlımız ak, başımız dik durabilmek için hak yememeye ve adil olmaya çalışırız. Kalbinde sevgiden, şefkatten, merhametten yoksun insanların yapmadıkları şey vicdan muhasebesidir. Acaba hiç tüm hayatını önüne serip, hatalarını ve yanlış davranışlarını düşünmüşler midir? Ben şu insanın hakkını yedim ve bu insandan mutlaka helallik almalıyım dedikleri olmuş mudur?

Herkes insan ilişkilerinde hayal kırıklıkları yaşamış olabilir.. Bin bir nedenle acılar, ıstıraplar çekmiş olabilir. Benim çektiğim acılar, ıstıraplar, hayal kırıklıklarıyla mukayese etmek, aynı beter duyguların yaşanmış olduğu anlamı çıkabilir. Oysa ben nerede suç işledim, nerede hata yaptım dedikçe kendi kendime, anladım ki hiç kabul etmediğim "İyilikten maraz doğar" sözünün muhatabı oldum. Benim çektiklerimin tek bir yararının benim tecrübe edinmem ve pişmemin vesilesi olmuştur. Yapacağın iyilik de adil olmalı. İyiliğin kadri kıymeti bilinmeli. Geçmiş zamanda kalbimi kıran birçok insan olmuştur. Beni üzen, hiç ummadığım davranışlarla hayal kırıklığına uğratan insanlar tanıdım ben.. Kalbimin tüm köşelerine acılar, hüzünler, hayal kırıklıkları serpen insanları gördüm ben. Bile bile, insanın gözünün içine baka baka, insanı üzen, zerre kadar vicdanı sızlamayan insanlarla, gün geldi aynı havayı soludum ben.. Yıllar geçmesine rağmen hala acılarını üzerimden atamadığım durumlara şahit oldum ben.. Düşünüyorum ki; ben bunların acılarını çekerken, bana bunları yaşatanların vicdanları rahat mıydı? Rahat olmamalıydı. Ömürlerini rahatlık içinde geçiremeyecek, asla huzur ve mutluluğu tadamayacaklardır.. Kafalarını yastığa koyduklarında rahat uyuyabiliyorlar mıdır acaba?. Bizde bu kişinin hakkını yedik, hak etmediği davranışla kalbini kırdık deyip vicdanları sızlıyor mudur?. Bir helallik almalıyız deyip de, kırılan kalpleri hatırlayıp bu vicdan yüklerinden kurtulmayı seçerler mi?. Hic sanmıyorum!. Öyle bir yüzleşmeye cesaretleri yoktur bu türlerin, bu cinslerin!. Böyleleri aynayla bile yüzleşemezler!. Bunlar kendinden bile kaçan kaçkınlardır. Böyleleri masum duyguların katilleri, canileridir. İstisnaları dışarıda bırakırsak eğer böylelerin, helalleşmek gibi, hak terazisinin kefesine, kendilerini asla koymuyorlar. Bunlar için vicdanları kaskatı kesilmiş insanlar diyebiliriz. Ya da vicdansız diyebileceğimiz insanlardan vicdan muhasebesini yapmalarını beklemek, ancak Allah'a kalmış bir hesap olarak düşünebiliriz.

Yaşanan bütün kötü günleri ne kadar hatırlamak istemesem de, biliyorum ki kalbimin kırıklığını almayanları asla affetmeyeceğim.. Onları asla hafızamdan atmayacağım. Zalimleri unutarak kendim için de olsa hak gaspı yapmayacağım. Bundan dolayı, hayatımın zorluklarını benimle yaşayanların hakkını korumuş olacağım. Kul hakkının ihlalinin, sadece kulla sınırlı kalmadığını ve bunun toplumsal bir hak ihlali olduğunun bilincindeyim. Benim vicdanım rahat hayatımı sürdürürken onların vicdanlarının asla rahat olmayacağını bileceğim. Vicdanları ile baş başa kalıp, suçlarının, cürümlerinin nasıl zincirleme olarak kötü duygular, acılar, ıstıraplar bir travma olarak yaşattığını öğrenmelerini istiyorum. İnsanlara çektirdikleri maddi ve manevi azaptan dolayı asla huzuru ve mutluluğu bulamayacaklarını da biliyorum. Her kim ne yaparsa kendine yapacaktır. Bir kişiye zulmetmek bin kişinin mağdur ve mazlum olmamasını önleyemez. Bir kişinin mağduriyetinden doğan olumsuzluklar,  bin kişinin de huzur ve mutluğuna gölge oluşturacaktır. Allah adilse eğer, ben böylelerini affetsem de O asla affetmeyecektir.

Asahhara

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yaz Tatili İçin Doğal Bir Ortam

Kış aylarının bitip, baharın kendini hissettirmesi ile herkeste mutlu bir ruh hali oluşuyor. Doğanın renklenmesi, havaların ısınması, günlerin daha geç kararması bizleri daha çok keyiflendiriyor ve birçok aktivite için bize imkânlar sağlıyor. Çoğu kişi ise kışın bitmesi ile memleketteki evlerine gitmek için hazırlanıyor. Emekli olan insanların köyde evleri var ise, hazırlık yapıp bu mevsimlerde köydeki evlerine gidiyorlar. Bunlardın biri de benim ailem. Bizimde köyümüzde bir evimiz var. Annem babam için doğdukları, yaşadıkları, büyüdükleri yere gitmek onlar için en büyük mutluluk. Yine bir hazırlık zamanı ile göç etme mevsimi geldi çattı. Düşünüyorum da binalarda yaşanan bir kent hayatı bizleri çoğu zaman yalnızlaştırabiliyor. Üzülerek söylemeliyim ki selamlaşmalarımız bile iki robotun birbirine selamlaşması gibi.. Kimse kimseye gitmez olup komşuluklar azalıyor. Bununla birlikte sağlıksız bir iklimde şehir hayatı yaşayan bizler için kaçınılmaz oluyor. Yediğimiz her ürünün nasıl yetiştiğinden bi haberiz. Yenilen bütün hormonlu yiyecekler sağlığımızı tehdit eden en büyük etkendir.

Oysa köylerimizde tamamen doğal bir hayat yaşanmaktadır. Temiz hava sahası, tüm yeşil alanları, doğal kaynaklardan gelen suları, bizler için en güzel nimetlerin başında geliyor. Tamamen doğal, katkısız ürünler ise sağlıklı beslenmenin en büyük kaynağı. Bizim de köydeki evimizde bahçemiz var. Annem babam gittiklerinde kendi günlük ihtiyaçlarını karşılamak için maydanoz, marul, salatalık, domates gibi ürünler ekiyorlar. Bizler yaz tatilinde bir haftalık da olsa köye gittiğimizde bahçeden yediğimiz bu ürünlerin lezzetini hiçbir yerde alamıyoruz. Köy hayatı gerçekten mükemmel. Akşamları oturduğumuz bahçede berrak bir gökyüzünde yıldızları seyretmek ise en büyük mutluluklar arasında geliyor. Sılayı rahim için memleketimize ve köylerimize gittiğimizde bir yılın yorgunluğunu bedenen ve ruhen üzerimizden atabiliyoruz.

Yaz tatili yapanlar için doğal bir ortam, ancak kendi kültürünün içinde yer alan değerlerle buluşmasıdır. İşin bütün sırrı, ruhunun doyuma ulaşmasıdır. Sevdiklerimizle bir arada bulunduğumuz ve doğal hayatın değerleriyle paylaşılan bir yaz tatili, bir nevi bizi terapi filtresinden geçirip, yeniden canlanma ve dirilmenin bir numunesidir. Tatilimizi sadece denize, güneşe, kuma endeksli hale getirmemek gerekir. Bizim kültürümüz seyahat ve kaynaşma kültürüdür. Bunu yaşarken insanın bedenen, ruhen, düşünce ve duygu olarak bir bütün halinde bütün hücrelerimizle yenilenmemiz gerekir. Bütün yapılanlar hem ahlaken, hem sağlık açısından, hem de sosyal açıdan birbirini tamamlayan unsurlar olduğunun bilincine varmamız gerekir. Bu açıdan her yörenin ve her memleketin kendine has doğal hayatı, bizim için birer değerler yelpazesidir. Bu zenginlikten istifade etmek hepimizin hakkıdır. Bu fırsatları değerlendirmek bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

Asahhara

1 Mayıs 2012 Salı

Asahhara'dan Nisan 2012 Seçme Twitler

En büyük destek manevi destektir. En büyük haz manevi hazdır. En büyük zenginlik manevi zenginliktir.

Bir amacımız varsa güçlüyüz. Bir rehberimiz varsa daha da güçlüyüz. Güçlü olmak haklıyı korumaktır. Güçsüzü ezdirmemektir.

Bir kez benim için nefes ver. Bütün evren canlansın. Bir kez benim için ölüver. Bütün evren ağlasın.

Gerçekleri karanlık gecede değil, gündüzün aydınlığında buluruz. Güneşle sabah olur. Gerçekler bir bir, ayan beyan olur.

Bir okyanustur ruhum med cezir gibidir. Bazen kükrer bazen durulur gibidir. Birisi yarama dokunursa eğer, yüreğim derinden burulur gibidir.

Umutlar içinde bir umutsuzluk yaşayıp ölmemelisin.. Umutsuzluklar içinde, bir umut bulup yaşamalısın.

Ne ayda, ne de yıldızlardayım. Savaşa girdi kalbim güneşi kuşatmadayım. Karanlıklar aydınlanacak. İlimle irfanla dostluklar huzur bulacak.

İman dolu kalp sağlıklı atar. Sevgi dolu bakış şefkate merhamet katar. Herşeyin bir değeri vardır. Bu onun özünde ve sözünde yatar.

Mutluyum, varlığımdan mutlu olan var. Öyle bir dostluk ki, her nefeste kutlayanım var. Ne kadar şükretsek azdır. Kavuşmak mı, belki bu yazdır

Her işe besmele ile başlarım. İlk adımı hep sağdan atarım. Hayr düşünür, hayr konuşurum. Hatalarım olsa da, güzel bir kalbim var benim.

Güvercin olup uçmak, özgürlüğümü kazanıp, sağlam duruşla huzura varmak istiyorum. İstemek başarmanın yarısıdır. Yarısı da Allah'a kalmıştır.

Kararlı bir insanım; gözüm karadır benim. Dokunmayın bana yüreğim yaradır benim. Sevgi kalpte sunulur; boş kaplar daradır benim.

Ben artık benim.. Benden başkası benim beğendiklerim. Bir şey değerse benim için var. Bir şey değer değilse, benim için ne gereği var!..

Bazen suskun olur, küskün olurum. Bazen ağlar, hüzünlenir, puskun olurum. Bir bakışla, bir güleryüzle tersyüz olur, hoş olur, hoşnut olurum.

Dara düşenler için, heran fırsat ve imkan vardır. Yalnız kalırsan eğer, her mekan dardır. Bir nefs bile paylaşılsa, bir ömür insana bahardır

Fırtına, kar, bora derken, soğuktan inilerken, kış bitti, gitti. Bahar geldi, gülümsedi. Tomurcuk çiçekler açılsın. Mutluluk kapıları açılsın.

Anladım ki artık yalnız değilmişiz. Önce Allah var, sonra da dostlarımız diyebilmişim.

Herşey değişiyor. Değişmeyen güçlü bir imanım var. Geleceğe olan sarsılmaz bir güvencim var.

Hem yazarım, hem çizerim. Gözlerimi kapar hayallere dalarım. Senaryonun başkahramanı benim. İyilere el uzatan, kötülere savaş açan yine benim

Gökyüzünün yıldızları var, bir de hilal. Yeryüzünün bir tek annesi var, bir mercan, bir de Zülal.

İnanalım, ama telaş etmeyelim. Çalışalım, işimizi ihmal etmeyelim. Umut ettiklerimiz geç olsa da, panik yok. Güç olmayacaktır inancım buna çok.

Dersimiz insanlıktır. İşimiz hayatımızı idame ettirmektir. Mefkuremiz Allah yoludur. İyiliklerin başı, kötülüklerin sonudur.

Bir şeye inanırsan eğer, duayla olgunlaştırırsın. Bir şey duasızsa eğer, hiç bir işe yaramazdır dersin.

Kuş olayım, uçayım, kaf dağını aşayım. Ateşte kahve yüklü cezve olayım; kabarayım, taşayım. Dostlarımla olmaktan başka ne isterim!..

Bir kuşun kanadında uçmak isterim. Göklere yükselmek isterim. Acıkınca denize dalıp, bir balık yakalamak isterim.

Bir papatya falı nisan birdir. İki insan bir insan gibidir. İki kalp birbirini arar. Sonra ikisi bir kalpte karar kılar.

Asahhara
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...